
Nevşehirli ile Kadıköylü yan yana gelmiş. Nevşehirli, Kadıköylüye sormuş:
– Nerelisiniz beyefendi?
– Kadıköylüyüm, cevabını vermiş. Nevşehirli dudak büzmüş:
– Yani köylüsün, oysa ben şehirliyim, demiş.
Nevşehir, Anadolumuzun güzel illerinden, turizm kenti ve kültürel yönden lehçesi ile Yozgat ilimize benzeyen, yiğit insanlarının olduğu bir ilimizdir. Olaya mizahi bir yaklaşımla girdim. Yoksa bir kimsenin şehirli ya da köylü olması önemli değil. Önemli olan, birlikte yaşamak zorunda olduğumuz insanlarla, kültürel gelişmişlikle davranışsal hareketlerimizi beraber nasıl sergilediğimizdir.
Lehçeler bizim kentli olduğumuzu göstermez. Ancak genel kullanıldığında bazen kaba ve estetik olmayan dil, birilerinin hoşuna gitmeyebilir. Sokakta gençler hatta ihtiyar amcalar bile istemsizce kaba ve sansürsüz konuşmalarına şahit olmuşuzdur. “Neden böyle konuşuyorsun? Türkçeyi daha güzel aktaramaz mısınız?” dediğimizde, cevaben “Dayı, bunda ne var? Biz Yozgatlıyık” gibi kulağa hoş gelmeyen cümlelerle karşılaşırız. Türkçeyi de kitap okumadığımızdan konuşmuyoruz, anlaşamıyoruz. Daha estetik bir dil kullanmak, iletişimde önemli kazanımlar sağlayacaktır.
Bir şehrin gelişmişliği, trafik kültürü ve o şehirde yaşayan insanların çevreye karşı duyarlılığı ile ölçülür. Sorgun Belediyemiz evimizin karşısına park yapmıştı. Parkta yok yoktu: oturaklar, spor aletleri, çocuk salıncakları, çocuk kaydırakları vardı. Ayrıca ağaçlar dikildi, parkın etrafı duvarlarla çevrildi. Bir de parkın giriş ve çıkışı için demir kapı yapılmıştı.
İlk başta yaşlılar, teyzeler, ablalar oturdu. Daha sonra parçalanmış aile çocuklarından oluşan gençler adeta parkı işgal ettiler. O yaşlı ve mütedeyyin insanları uzaklaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Bazı motosikletli gençler ve doğan görünümlü Şahin marka arabasıyla parkın içine girip nara atan mı ararsın, formalarından okul talebesi olduğu anlaşılan kız çocuklarını getirip açıkta uygunsuz hareketler yapan mı ararsın, adeta parkı kamunun ortak kullanımına engel olacak şekilde çocukların oyun alanı değil, kendilerinin özgürlük alanı gibi görmeye başladılar.
Şımarık hareketlerle küfürlü konuşmalar, çocuklar için yapılan salıncakların ve kaydırakların kırılması, sarhoş kafayla böğürerek şarkı söylemeleri veya parkı kavga arenası haline getirip savaş meydanına çevirmeleri… Gecenin saat üçüne kadar sohbet yerini böğürme ve nara atmaya bıraktı, park etrafındaki aileler ciddi rahatsız oldular.
Parklarda yediği çekirdeğin kabuklarını bir poşete alıp çöp kutusuna atmak zor olmasa gerek. Daha ötesi, ısınma gerekçesiyle oturdukları banklar ya da oradaki kamelyalar yakıldı. Komşuların müdahaleleri tehditlerle karşılık buldu. Yetmiyormuş gibi “spor aletlerini nasıl kırarım yarışması” yaptılar. Parkın içindeki aletler kırıldı, yandı veya çalındı. Oturdukları yerde parkın kamelyasının tepesindeki çatıyı odun niyetiyle yaktılar. Elektrik aydınlatma lambalarını kırdılar, sabah bir kez gördüğümde şişeler ve nohut kabukları, poşetler, sigara izmaritleri yetmiyormuş gibi parkın duvarlarına uygunsuz ve kötü yazılar yazılıyordu. Köpek ve kedi dahi işediğinin üstünü kapatır ama bu insan bozmaları parkı tahrip ettikleri yetmiyormuş gibi adeta sıvadılar.
Sosyal medyada “lütfen bu hayvanları sokağa salmayın” diye tepki görsellerini izlemiştim. Bana göre bu söz hayvanlara hakarettir, hayvanlarla mukayese edilemezler. Hayvanlar bu bahsettiğim kişilerden daha masum çünkü işedikleri yeri toprakla kapatır.
Belediye başkanları şehrimizin birçok yerine park yaptı. Teşekkür ediyoruz, yapmaya da devam ediyorlar. Ancak kamunun malı olan belediye bütçesinden milyonlarca para harcanıp yapılan bu görsel güzellikleri, ağaçları, parkları, görsel ışıklandırmaları, yol çizgileri ve kaldırımları koruyalım, yaramazlık yapanları uyaralım, neme lazımcı olmayalım. Daha olmazsa 112’yi arayıp kamu malına zarar verenleri ihbar edelim.
Apartmanda araç park yerleri için çizgiler çizildiği halde aracını ulu orta bırakıp evine girenler, tek yol olmasına rağmen arabasının dörtlüsünü yakıp yolu kapatanlar, park edilmiş aracın arkasına ya da önüne çıkışı engelleyecek şekilde aracını bırakıp gidenler… Gecenin bir saatinde yüksek volümle dinlediği müziği tüm mahalleye dinletmek isteyen gençlerimiz bir hayli arttı.
Eskiden harman edilen buğdaya düven öküzünün kıçına sapın üstüne işemesin diye torba takılırdı. Son zamanlarda plakası olmayan, ya da torbası sarkmış, plaka görünmeyen, içinde Arap müziği çalan, aynası olmayan, arkasını önünü göremeyen, Suriyeli oldukları her halinden belli, trafiği engelleyen üç tekerlekli torbalı bisikletler türedi. Bu mültecilerin evsel atıkları topladıkları çöplerden geri dönüşüme katkı sağladığı muhakkak. Ancak bu araçlar daha düzenli olursa ve çevreyi çirkin gösteren Hindistanlı görünümlü araçlarını düzene sokarlarsa, daha güzel bir kente kavuşuruz. Bir ülkenin gelişmişliği, o yerin trafik kültürü ve o şehirde yaşayan insanların çevreye karşı duyarlılığı ile ölçülür. Kavşak noktalarında trafik ışıklarının etkin olmadığı bölgelerde yayalara ve dönüş sinyali vermiş araçlara yol verilirse, bir de teşekkür alırsınız. Ben teşekkür ediyorum.
Kent kültürü oluşması uzun zaman alacak gibi görünüyor. Kentimizin daha güzel olması için içinde yaşayanların erdemli davranış sergilemesi dileğiyle, sağlıcakla kalın.














