
Bir yol ayrımıydı belki de hayat..
İnişli çıkışlı..
Kabuk tutmuş diz kapaklarımızdaki yaralar bir daha, bir daha tazelendi.
Düşe kalka..
Tutunabileceğimizi sandığımız desteklerin elimizde tuz buz olması da gerçek miydi?
Biraz yaslanayım soluklanayım diye sırtımızı dayadığımız her duvarın yıkıldığı gibi!..
Yara bere içinde olan sadece dizlerimiz değildi..
İçimiz dışımız..
Bedenimizden çok ruhumuzu, kalbimizi yaraladı hayat!..
Taa derinlerden…
Belki de verdiğimiz fırsatlar bizi bu hale getirdi..
Geçer dediğimiz ..
Hortladıkça üzerine sürekli toprak attığımız, en derindeki yaralarımız!..
Sakladığımız.. Aman güçlü durayım diye savaştığımız enkazlarımız..
Korkularımız!
Kaybetmekten..
Yenilmekten..
Yapamamaktan korkmalarımız!.
* * *
İçimizde uzun uzun..
Göğsümüzde düğüm düğüm biriktirdiklerimiz!
Çığlık çığlığa sustuklarımız!
Geç olsa da uyanmalıydık, kendimizi kandırdığımız rüyalarımızdan!
İçimizdeki çocuğu avutmak için kurduğumuz masallarımızdan!..
Kabullenmeliyiz!
Pamuk şekerlerimiz artık renksiz…
Elma şekerlerinin de tadı yok!..
O saçlarını kurdelelerle iki yana ayırıp topladığımız kız çocuğu gülümsemiyor artık..
Yol ayrımları var önümüzde..
Seçimler..
Seçilmişlikler..
Tercih edilmişlikler..
Ne kadar kaçsa da insan gerçeklerden, kader onu bir yolun kenarına kıyısına bırakıyor kimsesiz..
Sessiz..
Hep geleceğinizi bildiğiniz o sona, adım adım yaklaşırken siz olmaktan çıkıyorsunuz ..
Yaklaşırken o sona, sizden de parça parça kopuyor sol yanınız..
Acısı yumuşar mı? Bilinmez ama uyuşuyor hissizleşiyor belki de.
Sonrası mı ne yol kalıyor geriye..
Ne de o yolu gidecek yolcu..
Ve bir bakmışsınız en başa dönmüşsünüz yine..
Önünüzde kocaman bir yol ayrımı..














